-Anaa biede al!
-Bacı bacı çocuğan sahap ol, haa!
-İstiyem anaa!
Bakkal dükkanının içi bir anda karışmıştı.Çocuk şekerleri avuçluyor , annesi çocuğu zorla bu sevdadan ayırmaya çalışıyor, bakkalın yaşlı sahibi dağılan mallarının derdine düşmüş, çocuğu itmeye çalışıyordu.Bana da manzarayı seyredip , sonucunu beklemek kalıyordu.Ama bu küçük şehrin en belirgin özelliği olan yabancıya duyulan saygı , yine kendini gösterdi.Benim varlığımı farkeden dükkan sahibi “buyur hocam” diye ilgisini bana yöneltiverdi.
-Önemli değil siz halledin ben beklerim, dedim .Ama ;
-Estağfirullah hocam siz beklemeyin , söyleyin emriniz nedir?
İki ekmek biraz erzak alıp , parasını ödedim.
- Başka emriniz?
-Sağolun hayırlı işler.
-Başım gözüm üstüne, uğur ola.
Urfa’ya ilk geldiğim yıllar, esnafın bu lafları beni o kadar etkilemişti ki , kendimi şehre gelen ünlü biri gibi hissetmiştim.Burada gittiğim her işyeri sahibi bana “hocam” diye hitap edince çocuklarım bile şaşırıp “anne bu amcalar seni öğretmen mi zannediyor?” demişlerdi.Zamanla bunun yabancıya saygı ifadesi olduğunu , okumuş insanı hemen anlayıp ona hoca yakıştırmasıyla saygı gösterdiklerini anladım.İnsanın gururunu okşayan bir davranış doğrusu.
İlk deka gittiğim bir mağazadan eşime takım elbise bakmış “sonra eşimle gelirim” deyince , “yorulmayın alın iki takım götürün evde deneyip beğensin” dediklerinde inanamamıştım.Ama beş kuruş ödemeden sadece isim yazdırıp takımlarla dükkandan çıkınca burası Türkiye’nin bir şehri mi diye şaşırmış kalmıştım.
Biribirleriyle selamlaşan yaşlı iki urfalı amcanın o yöresel ifadeleriyle :
- Vay Hacı Apo nassan?
-Ooo iyiyem ya sen ?
-Şükür.Var mı bir emrin isteğin , gelem mi senle?
-Allah razı olsun.Uğraram , çayın içerem bir gün.
- Başım gözüm üstüne Allah’a emanet , uğur ola.
Hiçbir şey yapma onları öyle dinle huzur dolar için.O amcalarımın bir de (yerel ağızla) avratları yani teyzelerim var ki , sormayın!Gri veya bej pardesülerinin üstünde siyah başörtüleri , gülen gözleri , tatlı dilleri seni adeta büyüler.Alışverişte veya başka bir yerde karşılaş bir selam ver , laf at bak daha neler oluyor?Kırk yıllık ahbab olurlar insanla.Hemen güvenir hemen sever hemen davet ederler.Nesilleri tükeniyor bu amcalarımın ve teyzelerimin.Yeni nesil hiç onlar gibi değil.Bunu gördükçe çok üzülüyorum ve tek tük devamı olur , diye ümit ediyorum.
İnşallah bu küçük şehirlerimiz bozulmasın.Büyük şehirlerin çivisi çıktı , bari buralar kaçıp sığınabileceğimiz yerler olarak kalsın.
Şule demiş,
Kasım 13, 2006 @ 4:50 pm
Anadolu’nun insanı ne kadar sıcak değil mi? Sevecen misafirperver ve biraz da meraklı. Ben üzerinden yıllar geçmesine rağmen Aşkale’nin o sımsıcak insanlarını unutamıyorum.Trenden inip eve varınca(3 günlük uzun bir yolculuktu) bizi bir tepsi dolusu yiyecek ve bir demlik dolusu sıcak çay karşılamıştı.Anadolu’nun güzel insanları ne olur soyunuz tükenmesin.
zerotondo demiş,
Kasım 16, 2006 @ 2:45 pm
inanamıyorum, ne kadar güzel anlatmışsınız, gözlerim yaşla doldu, hiç oraları görmedim ama sanki çok eski tanıdıklarımmış ve ben onları uzun zamandır görmemişim gibi geldi, belki de bu saflığı ve içtenliği özlemişimdir. İstanbul’da aynı apartmanda oturan insanlar bile birbirinin yüzüne bakmaz, selam vermezken… ben Urfa’yı özledim…Gene anlatsana
pashazade demiş,
Kasım 25, 2006 @ 6:20 pm
Vallahi hepsi doğru yaşadım gördüm….