BİR KURBAN BAYRAMI

   Gülümseyerek çocuklarına baktı.Aylardır onu gülümseten tek şey bu değilmiydi? Küçük masum iki hayat.Evlerinin hemen karşısındaki bu park iyiki vardı.Canı sıkıldığında çocuklarının elini tutup, kaçıveriyordu bu sessiz dünyaya.Havalar henüz tam ısınmamıştı. Mart sonuydu ama bahar gelmek istemiyordu sanki.Parkta da ondan başka insan yok gibiydi.Çocuklar büyük bir zevkle sallanıyorken, ara sıra “anne bak” diye seslenmeyi ihmal etmiyorlardı.

-Şimdi İstanbul çok soğuktur, parkı geçtim dışarı bile çıkılmaz.Burada güneş yüzünü gösterir göstermez, o anlık yaz oluyor.Sanki güneş burada yeryüzüne daha yakın mesafede, bulutlar bile öyle, elini uzatsan elleyecek gibisin.Hepsi pamuk parçaları gibi bembeyazlar. İstanbul’da bulutlar böyle değil, havanın kirinden mi ne? Daha gri daha soluk.Zaten gökyüzünü görmek ayrı bir dert, çünkü binalar o kadar sık ve yüksek ki, pencereden bakınca ya karşı evin penceresini, ya da bir duvarı görüyorsun.Burada evler az katlı ve biribirine uzak uzak yapılmış.Hıh, “kedi uzanamadığı ete pis” dermiş.Ben ne diyorum böyle? dedi.Kendimi ne de güzel avutuyorum.27 yıllık sevda böyle çabuk unutulur mu?Unutmaya çalışmıyorum elbet, ama alışmalıyım.Neye alışmalıyım; bu şehre ve istanbulsuzluğa.Yeni insanlara ve ailemin yokluğuna.Gurbetin acısına ve doğduğum günden bu yana alıştığım hayatın, son bulduğuna.

Alışabilecek miydi?İşte bunu zaman gösterecekti.Kendisiyle konuşmaya öyle dalmıştı ki, yanına oturan yaşlı hanımı, ancak ona selam verince farkedebildi.

-Merhaba kızım, senin çocukların mı?

-Hı, efendim!Evet teyzeciğim benim çocuklarım, Allah’ın izniyle.

-Yabancısın galiba.

-Evet buralı değilim.

-Burada tek başına oturduğundan belli oluyor.

-Hıı,deyip sustu.Kendi kendine “Allah Allah! burada tek başıma oturmamla, yabancılığımın ne alakası var ki, ” diye sordu ama cevabını bulamadı.

Yaşlı kadın tekrar söze başladı:

- Ben de oğluma geldim.

-Ya öyle mi, ne güzel.

-Eşimle, oğlum parkın arkasında, lojmanın önünde kurbanla uğraşıyorlar.Ben sıkıldım buraya geldim.

Kadının az önce gösterdiği taraftan, elinde yarım ekmek bir adam onlara doğru geliyordu.

-Burda mısın?Al al soğumadan.

-Aaa ne çabuk pişirdiniz?

-Gelin mangal yakmış, taze taze hemen cız bız hallettik.

O şaşkın şaşkın yaşlı çifte bakarken, etin kokusunu alan çocuklar annelerinin yanına boyunlarını büke büke sokulmuşlardı bile.

- Kızım bak senin kısmetinmiş.Allah aşkına al, çocuklarınla paylaşın.Ben gidip tekrar alırım bu senin nasibin.

-Yok valla olmaz, demesine rağmen kadıncağız yarım ekmeği eline zorla tutuşturup, kalkmıştı bile.

Çocukluk işte, sanki hiç et görmemiş gibi bakışan çocuklarına ekmeği paylaştırdı, kendi de bir parçayı ağzına attı.Doğru ya dedi, bugün BAYRAM.Bugün Kurban Bayramının ilk günüydü.Eşinin “ben uğraşamam” deyip, kendi kurbanlarını bir hayır kurumuna bağışladığını, sabah evde küçük bir bayramlaşma yaptıklarını, İstanbul’daki ailesini telefonla aradıklarını ve bu yavan bayram sabahının acısı içini yakınca, çocukları alıp kendini parka attığını hatırladı.Unutmak istediklerini hatırlatan bu yaşlı çifte kızmalı mı, yoksa teşekkür mü etmeliydi?

- Vay be! Bugün bayram.Yıllarca evdeki kurban telaşından yakınan; kan, et, pis koku diye, kurban bayramının gelişine pek sevinemeyen biriyken, şimdi neden bu hüzün?Demin çocuklarıyla bölüştüğü etin lezzeti hala geçmemiş, kokusu ellerine sinmişti.Kurban bayramı deyince illaki taze et yemek lazım sanki.Bıktığını sandığı kurban telaşını, yaşlı çiftin yüzünde görünce, onları kıskanmıştı.

Elimdekilerin kıymetini bilememişim, yazık bana, dedi.Bari şimdi sahip olduklarımın kıymetini bileyim.Evet onları da kaybetmeden birşeyler yapmalıyım.Geçmişi özleyip düşünerek, şu anımı ve geleceğimi kaybediyorum.Geçen geçti ve geri gelmeyecek ama gelecek inşallah bizi bekliyor.Ona sahip çıkmamız lazım,  dedi.

Az sonra çocuklarının elinden tutmuş eve doğru yürürken onlara bayramı daha güzel, daha özel yaşatmak için yapacaklarının hayalini kuruyordu.

Düşüncelerinizi aktarın