Arşiv Mart, 2007

HAKİKAT PERDESİ

      Eyüp İmam Hatip Lisesi 1989-1990 öğretim yılı son sınıf öğrencilerinin çalışmalarının derlenmesiyle HAKİKAT PERDESİ ARALANIRKEN isminde bir kitap çıkartılmıştı.Bu kitabın son sözünü de o sınıfın 7 yıllık kıdemli öğrencisi olarak ben yazmıştım.Okuduğum zaman hala gözlerimin yaşardığı bu son sözü sizlerle paylaşmak istedim.

İŞTE SON SÖZÜMÜZ

Sevgi ve huzurla dolu yedi yıl nasıl son bulduysa; inanç ve imanla dolu kitabımızın sahifeleri de böylece son buldu.Öyle zor ki, anlatacak kelime bulunmuyor, son yaprak ve son söz için…

EİHL’nin beşinci mezunları olarak gözlerimiz yaşlı fakat yüreğimiz cihad azmiyle dopdolu…

Bizler yepyeni umutlarla yetiştirilen, yepyeni bir nesiliz.Biliyoruz ki, bu dünyada ne kadar İslam hayatı yaşarsak o kadar insanız.Ve yine biliyoruz ki, insanlığın kurtuluşu ancak İslam iledir.Bu düsturlar ile Allah’ın ipine sarıldık, bir vücud olduk küfrün kapısına dayandık.Belki bu kapıyı kıranlar biz olmayacağız fakat bütün gücümüzü bu yolda harcayacağız.Gerekirse canımızı bu yolda feda etmekten kaçınmayacağız.
Büyüklerimiz hep aynı cümleyi ezberlettiler bize.Bir nesilden bahsettiler, özlenen ve beklenen bir nesilden.Allah’ın erleri olan, mücahid ve mücahidlerden oluşan bir gençlik ordusunun muhteşem portresini çizdiler, körpe zihinlerimize.Bizler de hep bu portrenin sihirli havasında yaşadık.Ve o ordunun erleri olmak için yıllarımızı cömertçe harcadık.

Belki bunca yıldan sonra beklenen-özlenen neslin muhteşem portresini oluşturamadık, ama biz bu neslin en yakın takipçileri olduğumuza inanıyoruz.Ve inanıyoruz ki, ona renk verecek, şekil verecek, ruh verecek olanlar bizleriz.Çizilecek portreyi öyle iyi biliyoruz ki, onun ressamları bizden başkası olmayacak, olamayacaktır.

İçimizdeki ilahi aşk kimi zaman çok şeyler söyletiyor, çok sözler verdirtiyor.Mevlam bizleri sözünde duran kullarından eylesin.Fakat büyük şairin diliyle:”Gür hisli, gür imanlı beyinler, coşar ancak.” diyor ve elimizden geldiğince davamıza sahip çıkmamıza söz veriyoruz.

Evet..! Yıllarca evimizden çok oturduğumuz sınıfımızdan, anne-babamızdan çok gördüğümüz hoca ve arkadaşlarımızdan ayrılma zamanı da geldi.Bin kere, yüz bin kere hakkınızı helal edin, diyoruz.
Yıllarca üstünde oturduğumuz sıralarımız, yazılar yazdığımız kara tahtamız, bize ayna olan pencere camlarımız elveda…Tozunu-kirini ve en tatsız günlerini dahi, mumla arayacağımızı bildiğimiz ilim yuvası EİHL elveda…Yedi yıldır bizleri kenetleyen ve bir vücud haline getiren Eyüp sana da elveda…

İşte son sözlerimiz de yavaş yavaş tükeniyor.Ayrılıklar hep acılarla doludur, gözler hep nemlidir, dudaklar hep titrek ve zihinler allak bullak.Fakat boğazımıza tıkanan hıçkırıklara, istemeden akan gözyaşlarımıza rağmen, şuurumuzu kaybetmiyoruz.Biz, bize güvenenlerin güvenlerini boşa çıkarmamaya yeminliyiz.Biz, bize emek verenlerin emeklerini heba ettirmemeye yeminliyiz.Ve biz, bizi sevenlerin sevgisine layık olmaya yeminliyiz.

İŞTE SON SÖZÜMÜZ : “BİZ, ALLAH YOLUNDA ALLAH İÇİN ŞEHADETTEN KAÇMAMAYA YEMİNLİYİZ.”

Eyüp İmam Hatip Lisesi

12/B sınıfı

Yorumlar (4) »

ZOZAN

   Senenin sonunda on yıl olacak; onunla aynı yıl geldik bu mahalleye.Nasıl bir yer burası diye, camdan sokağı seyrediyordum, evlerin seyreldiği taa karşı tarafta eski evin yanında bir küçük baraka gözüme ilişti, içinde de gencecik biri.

Burada kızlar on ikisinde evlendiği için önce anlamadım kız mı kadın mı?Birkaç gün sonra eve gelen orta yaşlı adamla münasebetinden anladım ki o adamın eşiydi bu gencecik fidan.On üç – on dört en fazla on beş yaşında, cılız bir bedeni vardı.Maviye çalan beyaz örtüsünün önünden çıkan saçları kınalı, teni buğday, gözleri ise yemyeşil tam bir kürt güzeli.Yazın en sıcak günlerinde ben evde klimanın altında tembel tembel otururken o bir yıl sonra sırtına bir bezle bağladığı bebeğiyle barakanın çevresine yaydığı koyunlarla ilgilendi.Kışın en soğuk gününde ben kaloriferin sıcağında mayışırken o ikinci kışında, ikinci bebeğini de kucağına aldı.

Beş koca yıl geçmişti ki, bir gün yolun o tarafına doğru yürürken açık kalan barakanın kapısından gözlerimi içeriye davet ettirdim.On saniyelik bu misafirlikten gözlerim öyle yorgun döndüler ki bana, günlerce yaşlarını kurutamadım.Tek göz odanın sefil halini, köşedeki mutfak bölümünün tam takır tencerelerini, minder üzerinde inleyen bebeklerin halsiz bedenlerini, o gözler beynime nakşettiler.Bebeler zor bela büyüdüler.Şimdi en büyüğü dokuz en küçüğü bir yaşında, sayılarını tam kestiremiyorum, ya beş ya altı oldu.Hiçbiri de okul yüzü görmedi gariplerimin.Yeni kardeşleri gelene kadar şanslıydılar çünkü analarının sırtına bağlıydılar, doğan yeni kardeşle onlar da ince minder yataktaki yerlerini aldılar.Emekleme, yürüme aynı kilimin üstünde oldu.Yaz gelince barakanın çevresindeki otlar ve topraklar oyuncaklarıydı ama kış zordu onlar için; sobaları sadece akşamları tüttü.Kimbilir hangi eskiciden alınma birkaç kanalı gösteren televizyonları beş altı ay tek oyuncaklarıydı.Benden en az on yaş küçüktü zavallı Zozan (ismini mahalleliden duydum, kürtçe bir isim) ama şimdi benden büyük gösteriyor.On yılda çektiği çile, sırtına bağladığı her çocuk ona fazladan yıllar ekledi.İlk evlendiğinde orta yaşlı olan kocası şimdi oldu yaşlı bir amca, çocuklar sanki torunu.Bedenleri değişti sayıları her yıl değişti ama baraka hep aynı kaldı.Her yaz elden geçirmeseler daha da harap olur, belki tepelerine çökerdi.Her Ramazan mahallenin hali vakti iyi olanlarıyla topladığımız yardımları ulaştırdık garip baraka ahalisine ama yetti mi bilemem.Çok eskitmeden kıyafetlerimizi ulaştırdık, etimizi, aşuremizi, ara sıra erzağımızı gönderdik ama bilemiyorum tam vakti miydi?

Bir ay önce yolum yine sokağın o tarafına düşmüştü.Zozan kapının önünde oturmuş birşeylerle uğraşıyordu ki bir an göz göze geldik.On yıl önce yeşilliğine parlaklığına hayran olduğum o güzel gözler nasıl da değişmiş; sonbaharda sararan yeşil yapraklar gibi onlar da solmuş, kurumuşlar.Tebessüm etmeyi unutmuş dudakları kupkuru belki hayata belki de hayattaki benim gibi nankör insanlara çatmış kaşını.Çatık kaşları artık onun yüz ifadesi olmuş, hiç bozmadan şeklini öyle baktı bana.Utandım bu bakışlardan hem de çok utandım. Hayatta şikayet ettiğim küçücük şeyler için, verilen onca nimete teşekkürden aciz olup hep açgözlü olduğum için utandım o gözlerden.Elimdekilerden, üstümdekilerden, midemdekilerden herşeyden utandım.Bana verilenler ve ona verilmeyenler ikimiz için de imtihan ise, hangimiz öndeyiz bu imtihanda?Ben şükretmeyi, nefsimi dizginlemeyi, Zozan gibilere vakfetmeyi becerebildim mi?Ya O, sabredip isyan etmeden hamdolsun buna da diyebildi mi?Bilmiyorum Allah’ım kulluğumuzu senin önünde pervasızca sürdürüyoruz ama senin rahmetine, merhametine mazhar olabilecekmiyiz?Bilmiyorum bilemiyorum…

Dün mahallede bir telaş vardı.Barakaya doğru aktı konu komşu.Merak ettim ama üşendim dışarı çıkmaya.Akşam üstü komşum kapımı çaldı.

-Zozan ! dedi, yaşlı gözleriyle doğum yaparken …Ebe kadın ben suçsuzum demiş ama bilmiyorum, son anda hastahaneye yetiştirmişler fakat çok geçmiş.
Dondum kaldım kapının önünde. Gencecik fidan, ya bebeler en büyüğü dokuz yaşında…Vah Zozan vah, ah cahillik ah!

Yorumlar (4) »