Senenin sonunda on yıl olacak; onunla aynı yıl geldik bu mahalleye.Nasıl bir yer burası diye, camdan sokağı seyrediyordum, evlerin seyreldiği taa karşı tarafta eski evin yanında bir küçük baraka gözüme ilişti, içinde de gencecik biri.
Burada kızlar on ikisinde evlendiği için önce anlamadım kız mı kadın mı?Birkaç gün sonra eve gelen orta yaşlı adamla münasebetinden anladım ki o adamın eşiydi bu gencecik fidan.On üç – on dört en fazla on beş yaşında, cılız bir bedeni vardı.Maviye çalan beyaz örtüsünün önünden çıkan saçları kınalı, teni buğday, gözleri ise yemyeşil tam bir kürt güzeli.Yazın en sıcak günlerinde ben evde klimanın altında tembel tembel otururken o bir yıl sonra sırtına bir bezle bağladığı bebeğiyle barakanın çevresine yaydığı koyunlarla ilgilendi.Kışın en soğuk gününde ben kaloriferin sıcağında mayışırken o ikinci kışında, ikinci bebeğini de kucağına aldı.
Beş koca yıl geçmişti ki, bir gün yolun o tarafına doğru yürürken açık kalan barakanın kapısından gözlerimi içeriye davet ettirdim.On saniyelik bu misafirlikten gözlerim öyle yorgun döndüler ki bana, günlerce yaşlarını kurutamadım.Tek göz odanın sefil halini, köşedeki mutfak bölümünün tam takır tencerelerini, minder üzerinde inleyen bebeklerin halsiz bedenlerini, o gözler beynime nakşettiler.Bebeler zor bela büyüdüler.Şimdi en büyüğü dokuz en küçüğü bir yaşında, sayılarını tam kestiremiyorum, ya beş ya altı oldu.Hiçbiri de okul yüzü görmedi gariplerimin.Yeni kardeşleri gelene kadar şanslıydılar çünkü analarının sırtına bağlıydılar, doğan yeni kardeşle onlar da ince minder yataktaki yerlerini aldılar.Emekleme, yürüme aynı kilimin üstünde oldu.Yaz gelince barakanın çevresindeki otlar ve topraklar oyuncaklarıydı ama kış zordu onlar için; sobaları sadece akşamları tüttü.Kimbilir hangi eskiciden alınma birkaç kanalı gösteren televizyonları beş altı ay tek oyuncaklarıydı.Benden en az on yaş küçüktü zavallı Zozan (ismini mahalleliden duydum, kürtçe bir isim) ama şimdi benden büyük gösteriyor.On yılda çektiği çile, sırtına bağladığı her çocuk ona fazladan yıllar ekledi.İlk evlendiğinde orta yaşlı olan kocası şimdi oldu yaşlı bir amca, çocuklar sanki torunu.Bedenleri değişti sayıları her yıl değişti ama baraka hep aynı kaldı.Her yaz elden geçirmeseler daha da harap olur, belki tepelerine çökerdi.Her Ramazan mahallenin hali vakti iyi olanlarıyla topladığımız yardımları ulaştırdık garip baraka ahalisine ama yetti mi bilemem.Çok eskitmeden kıyafetlerimizi ulaştırdık, etimizi, aşuremizi, ara sıra erzağımızı gönderdik ama bilemiyorum tam vakti miydi?
Bir ay önce yolum yine sokağın o tarafına düşmüştü.Zozan kapının önünde oturmuş birşeylerle uğraşıyordu ki bir an göz göze geldik.On yıl önce yeşilliğine parlaklığına hayran olduğum o güzel gözler nasıl da değişmiş; sonbaharda sararan yeşil yapraklar gibi onlar da solmuş, kurumuşlar.Tebessüm etmeyi unutmuş dudakları kupkuru belki hayata belki de hayattaki benim gibi nankör insanlara çatmış kaşını.Çatık kaşları artık onun yüz ifadesi olmuş, hiç bozmadan şeklini öyle baktı bana.Utandım bu bakışlardan hem de çok utandım. Hayatta şikayet ettiğim küçücük şeyler için, verilen onca nimete teşekkürden aciz olup hep açgözlü olduğum için utandım o gözlerden.Elimdekilerden, üstümdekilerden, midemdekilerden herşeyden utandım.Bana verilenler ve ona verilmeyenler ikimiz için de imtihan ise, hangimiz öndeyiz bu imtihanda?Ben şükretmeyi, nefsimi dizginlemeyi, Zozan gibilere vakfetmeyi becerebildim mi?Ya O, sabredip isyan etmeden hamdolsun buna da diyebildi mi?Bilmiyorum Allah’ım kulluğumuzu senin önünde pervasızca sürdürüyoruz ama senin rahmetine, merhametine mazhar olabilecekmiyiz?Bilmiyorum bilemiyorum…
Dün mahallede bir telaş vardı.Barakaya doğru aktı konu komşu.Merak ettim ama üşendim dışarı çıkmaya.Akşam üstü komşum kapımı çaldı.
-Zozan ! dedi, yaşlı gözleriyle doğum yaparken …Ebe kadın ben suçsuzum demiş ama bilmiyorum, son anda hastahaneye yetiştirmişler fakat çok geçmiş.
Dondum kaldım kapının önünde. Gencecik fidan, ya bebeler en büyüğü dokuz yaşında…Vah Zozan vah, ah cahillik ah!
melda demiş,
Mart 4, 2007 @ 9:54 pm
…
hatice demiş,
Mart 5, 2007 @ 9:15 pm
AAhhh nice cicekler , Zozanlar boyle solup gitti hala da gidiyor.Ya Allah(cc)
bize sorarsa zozan ve onun gibiler icin ne yaptin diye ne cevap vericez? Butun
gun bilgisayarindaki sorunla ugrasmis bir olarak Zozan dan utaniyorum…..
Aynil Güven demiş,
Mart 7, 2007 @ 5:56 pm
EĞİTİM EĞİTİM EĞİTİM
ayten vasiliadis demiş,
Ağustos 6, 2007 @ 10:53 pm
okuyunca cok sasirdim,o kadar akici ki yazdiklariniz,tesadufen yemek tarifi ararken gurbet kelimesi bende cagirisim yapti sanirim.evet bence kiz cocuklarimiz okula gidemiyor,bence egitim.her seyi duzeltecek tek care,EGITIM,KADINLARIMIZ kendi ayaklari uzerinde durabilirse bu gibi seyler daha da azalacaktir,insallah o gu8nler cok yakindadir.ayrica bu kadar guzel ve ince duygularla yazan kisiyi cok merak ettim dogrusu,ne isle mesgul oldugunuzu sormak isterdim…sanirim ayni kaderi paylasiyoruz sizinle gurbeti.hoscakalin.