Hacer’i buraya geldiğim ilk yıl tanıdım. Şehrin eski dokusu içinde değişmemiş birçok özelliğinden birisi de; sokaklarda dolaşıp eski toplayan ve karşılığında naylon eşya veren fakir kadınlardı , Hacer de bu kadınlardan biriydi. Karşı komşumun çocuklarının eskilerini almak için, ilkbahar ve sonbahar olmak üzere , yılda iki kere ona gelirmiş. Benim de oradaki ilk kışımdan sonra , yine küçülen kışlıkları almak için gelmişti.Onların seslerini kahvaltı sofrasını toplarken duydum.Biraz sonra da komşum zilimi çalıp, benim eskileri de bu esmer , solgun yüzlü ama henüz çok genç olduğu belli olan kadına verebileceğimi söylediğinde Hacer’i görmüş, tanımış oldum
Benden birkaç yaş küçüktü ama üçüncü çocuğunu doğurmuştu bile.Konuşmamızın sonunda onun henüz kırkı çıkmış son çocuğunu , eski bir bezle sırtına bağladığını farkettim.Bezi aralayıp bebeğe bakmak istediğimde karşılaştığım manzarayı hiç unutamam.O zaman çok şaşırıp , üzüldüğüm durumdaki bebeğin aynından yıllarca çok kereler göreceğimi bilemezdim tabiki.Dünyaya geleli kırk gün olmuş ama sanki annesinin karnından hiç çıkmamış gibi dünyadan habersiz , 2 kilodan az , zayıf mı zayıf , sağlıksız olduğu herhalinden belli , bir zavallı insan yavrusuydu bu.Aralarında iki yaş ancak olan diğer çocuklarda birbirinden çelimsiz , bakımsız , zavallıydılar.
Şimdi aradan geçen 10 yıldan sonra değişen ne, diye düşünüyorum da, galiba koca bir HİÇ ! Hacer 35′ ine yaklaştı ve geçen bahar geldiğinde yine sırtındaki eski bez doluydu.
-Aman Hacer yine mi? diye bağırıvermişim.
-Napim abla oldu işte, demez mi?
-Of Hacer bu çocukların sonunu niye düşünmüyorsunuz?Bak hepsi hasta, bu kaçıncı oldu?
-Aman sorma işte 8 , ellerinden öper, dedi.
Yine birkaç torba elbise, birazcık yardımla uğurladım onu.Sonra da yıllar öncesine gittim; ilk tanıdığımda verdiğim elbiseler için o kadar sevinmişti ki bu sevincini uzun zaman unutamamıştım.
-Ah abla ben bunları giydirmeye kıyamam bayrama saklarım.Ay hem de ütülemişsin ne güzel şey bunlar, diye diye zor gitmişti evine.
Bir başka gelişinde onun inancının miktarını merak etmiş biraz konuşturmuştum.Beni o cahil görüntüsünün ardındaki teslimiyeti, sabrı ve gözünün tokluğu oldukça şaşırtmıştı.Bütün gün sokaklarda dolaştığı için namazlarını kılamadığını, zaten pek dua da bilmediğini anlatıp buna çok üzüldüğünü dile getirmişti.İsyanın, kıskançlığın ve hasetin onun ruhuna hiç girmediğini farkettiğimde çok etkilenmiştim.
İki yıl sonra ben başka bir sokağa taşınmıştım.Birkaç yıl sonra onu tanımama vesile olan komşum da başka şehire taşındı.Bunu ancak 5-6 ay sonra öğrenen Hacer üzüntüyle zilimi çaldı:
-Ah ah çok üzüldüm, onun bana çok iyiliği dokunmuştu, son bir kez göremedim, helalleşemedim diye ağlayıp duruyordu.
-Üzülme ben telefonla konuştuğumda selamını söylerim, senin yerine helallik isterim dediysem de onu teselli edemedim.Son kez konuşup kendim dileseydim , diye üzülerek gitti.
Bu olayın arasından yine aylar geçti, ben de komşuma telefonda Hacer’in sözlerini aktarmıştım.Bir sabah telefonum çalmaya başladı.Tam telefona doğru hareketlendim ki, kapı da çalmaya başladı.Allah Allah bu ne trafik derken önce telefonu açtım.Ankara’daki eski komşummuş, Ona merhaba der demez hemen kapıya koştum karşımda HACER!Öyle kalakalmışım, şaşkımlığımı atlatınca hemen telefonu Hacer’e verdim.Al işte bak istediğin oldu, kendin konuş onunla dedim.Gözyaşları içinde;
-Ablaa, sen misin? İnanamıyorum.Sesini duydum ya daha birşey istemem, diye ağlaya ağlaya onunla vedasını yaptı.
Kalp temizliği, gerçekten arzulamak bu olsa gerek.Onunla konuşmayı ne kadar istemiş ki , kendi altı aydan sonra gelecek tam o gün o saat arkadaşım beni arayacak ve onlar konuşacaklar.Bu dünyada yaşadığı bunca sıkıntılara, yokluğa, sefalete isyan etmeyen, açgözlülük bilmeyen Hacer. Kimbilir seni daha ne mükafatlar bekliyor.Rabbim bu kadarcığını bana gösterdi, kimbilir sen neler yaşayacaksın?Bana da ibret almak düşüyor ve seni beklemek , bir başka bahara…