Arşiv Nisan, 2007

BİR BAŞKA BAHAR

         Hacer’i  buraya  geldiğim  ilk  yıl  tanıdım.  Şehrin  eski dokusu içinde değişmemiş birçok özelliğinden  birisi de; sokaklarda dolaşıp eski toplayan  ve  karşılığında naylon eşya veren  fakir kadınlardı , Hacer de bu kadınlardan biriydi.  Karşı komşumun çocuklarının eskilerini  almak  için, ilkbahar  ve  sonbahar  olmak üzere ,   yılda  iki  kere  ona gelirmiş. Benim de oradaki ilk kışımdan sonra , yine küçülen kışlıkları  almak için gelmişti.Onların seslerini  kahvaltı sofrasını toplarken duydum.Biraz sonra da  komşum  zilimi çalıp, benim eskileri de  bu esmer ,  solgun yüzlü  ama  henüz çok genç  olduğu  belli  olan  kadına verebileceğimi  söylediğinde  Hacer’i  görmüş, tanımış oldum

        Benden   birkaç yaş küçüktü  ama üçüncü çocuğunu doğurmuştu bile.Konuşmamızın sonunda onun henüz kırkı çıkmış  son çocuğunu , eski bir bezle sırtına bağladığını farkettim.Bezi aralayıp bebeğe bakmak istediğimde  karşılaştığım manzarayı  hiç unutamam.O zaman çok şaşırıp , üzüldüğüm  durumdaki bebeğin aynından yıllarca çok kereler göreceğimi bilemezdim tabiki.Dünyaya geleli kırk gün olmuş ama sanki annesinin karnından hiç  çıkmamış  gibi dünyadan  habersiz , 2 kilodan az , zayıf mı zayıf , sağlıksız olduğu herhalinden belli , bir zavallı insan yavrusuydu  bu.Aralarında iki yaş ancak olan diğer çocuklarda  birbirinden çelimsiz , bakımsız , zavallıydılar.

         Şimdi  aradan geçen 10 yıldan sonra  değişen ne, diye  düşünüyorum da, galiba koca bir HİÇ ! Hacer  35′ ine  yaklaştı ve  geçen bahar  geldiğinde  yine sırtındaki eski bez doluydu.

       -Aman  Hacer  yine mi? diye bağırıvermişim.

       -Napim abla oldu işte, demez mi?

       -Of Hacer bu çocukların  sonunu niye düşünmüyorsunuz?Bak hepsi hasta, bu kaçıncı oldu?

       -Aman sorma işte 8 , ellerinden öper, dedi.

       Yine  birkaç  torba elbise, birazcık yardımla uğurladım onu.Sonra da yıllar öncesine gittim; ilk tanıdığımda verdiğim elbiseler için o kadar sevinmişti ki bu sevincini uzun zaman unutamamıştım.

        -Ah abla ben bunları giydirmeye kıyamam bayrama saklarım.Ay hem de ütülemişsin ne güzel şey bunlar, diye diye zor gitmişti evine.

         Bir başka gelişinde onun inancının miktarını merak etmiş biraz konuşturmuştum.Beni o cahil görüntüsünün ardındaki teslimiyeti, sabrı ve gözünün tokluğu oldukça şaşırtmıştı.Bütün gün sokaklarda dolaştığı için namazlarını kılamadığını, zaten pek dua da bilmediğini anlatıp buna çok üzüldüğünü dile getirmişti.İsyanın, kıskançlığın ve hasetin onun ruhuna hiç girmediğini farkettiğimde çok etkilenmiştim.

         İki yıl sonra ben başka bir sokağa taşınmıştım.Birkaç yıl sonra onu tanımama vesile olan komşum da başka şehire taşındı.Bunu ancak 5-6 ay sonra öğrenen Hacer üzüntüyle zilimi çaldı:

         -Ah ah çok üzüldüm, onun bana çok iyiliği dokunmuştu, son bir kez göremedim, helalleşemedim diye ağlayıp duruyordu.

          -Üzülme ben telefonla konuştuğumda selamını söylerim, senin yerine helallik isterim dediysem de onu teselli edemedim.Son kez konuşup kendim dileseydim , diye üzülerek gitti.

        Bu olayın arasından yine aylar geçti, ben de komşuma telefonda Hacer’in sözlerini aktarmıştım.Bir sabah telefonum çalmaya başladı.Tam telefona doğru hareketlendim ki, kapı da çalmaya başladı.Allah Allah bu ne trafik derken önce telefonu açtım.Ankara’daki eski komşummuş, Ona merhaba der  demez hemen kapıya koştum karşımda HACER!Öyle kalakalmışım, şaşkımlığımı atlatınca hemen telefonu Hacer’e verdim.Al işte bak istediğin oldu, kendin konuş onunla dedim.Gözyaşları içinde;

         -Ablaa, sen misin? İnanamıyorum.Sesini duydum ya daha birşey istemem, diye ağlaya ağlaya onunla vedasını yaptı.

          Kalp temizliği, gerçekten arzulamak bu olsa gerek.Onunla konuşmayı ne kadar istemiş ki , kendi altı aydan sonra gelecek tam o gün o saat arkadaşım beni arayacak ve onlar konuşacaklar.Bu dünyada yaşadığı bunca sıkıntılara,  yokluğa,  sefalete isyan etmeyen, açgözlülük bilmeyen  Hacer. Kimbilir seni daha ne mükafatlar bekliyor.Rabbim bu kadarcığını bana gösterdi, kimbilir sen neler yaşayacaksın?Bana da ibret almak düşüyor ve seni beklemek , bir başka bahara…

Yorumlar (4) »

DUA

 Rabbimiz “Bana dua edin ki, size icabet edeyim.Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir” buyurur.

Dua; biz kullar için öyle muhteşem bir şey ki, zannediyorum bunu anlamaya ömrümüz yetmez.Namaz başlı başına bir dua zamanı olduğu gibi, oruç da kişiyi duaya götüren bir ibadet.İnsan aç kaldığı, nefsini zevk veren dünyevi şeylerden uzaklaştırdığı müddetçe Rabbine bu zevklere kavuşmak için dua eder. Gün boyu aç dururken, bedeni doymak için Rabbine yalvarır adeta.Zekat ibadetinde de aynı şey var.Kişi verdiğini Allah için verir ve sanki ” Rabbim malımı benden alma, bu verdiğimi ziyadeleştir” der.Fakirin halini görüp “Allah’ım beni de böyle yoklukla imtihan etme” der.Hac ibadeti de dualar bütünüdür.Demek ki kulun bütün ömrü dua üzerine kurulmuş.

Dua kabul edilsin veya edilmesin insanı rahatlatan, ümitsizlikten koruyan bir kalkandır. Rabbim biz müslümanların her isteğine mutlaka cevap veriyor.Ama her dua eden, duasının gerçekleşmesini aynen görmeyebilir, çünkü O’nun hikmeti, istediğimiz şeyi olduğu gibi aynen vermeyi gerektirmeyebilir.O zaman da günahlarımızın affı veya duanın ibadet olması sebebiyle ibadet sevabı kazanmak şekliyle cevap alırız.Dua etmeyi sadece Allah’tan bir şeyler istemek için bir yol olarak görürsek, bu büyük ibadete yazık etmiş oluruz.Oysa şimdi batılı ilim adamları bile duanın en büyük meditasyon olduğunu kabul ediyorlar.

Dua kulluğun özü, Allah’a yönelişin ismidir.Rabbim “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var!” demiyor mu?Kul, acizliğini anlayarak dizleri üstüne çöker ellerini semaya açar ve yalvarır “Ey herşeyin yaratıcısı büyük Allah’ım; ben acizim ben senden başka sahibi olmayanım, sen Rahmansın-Rahimsin, bana yardım et.” İşte bu teslimiyet bizi dünyada hiçbir zulmün ve musibetin ezemiyeceğinin kanıtıdır.Acizliğimize inanıp, en büyük kudret sahibinin merhametine sığınmak bizi maddi-manevi bütün belalardan korur.

Dua kulun miracı, dua kulun en yüksek makamı, dua kulun tek ilacı…Allah’ım bana bu dünyada verdiklerin için ve vereceklerin için binlerce kez teşekkür ediyorum.Sana binlerce şükür ki; beni bu fıtratla, bu ahlakla, bu cisimle yarattın.Böyle ana babanın elinde büyüdüğüm için, günaha batmadan Eyüp gibi mübarek bir yerde yedi yıl senin rızan doğrultusunda okuyabildiğim için, böyle bir eşle, böyle tertemiz iki evlatla ödüllendirildiğim için , şimdiye kadar karşılaştığım arkadaşlarımın bir çoğundan, değeri hiçbir şeyle ölçülemeyecek güzel hasletler edindiğim için, şu an içinde yaşadığım (maddi manevi) güzel hayat için sana sonsuz teşekkür ediyorum.Beni bu halimden yoksun bırakma, evlatlarımı senin yolundan ayırma Allah’ım…

Yorumlar (3) »