HAYAT ÇİZGİSİ

  Hayatımı bir çizgi gibi görürüm; çizginin altı ve üstü var, ama ben o çizgi üzerinde yaşıyorum.Yürürken aşağılara bakıp olduğum noktaya şükrediyor, üstlere bakıp hamdediyorum.Hayat çizgimde vücudum bir nokta; aciz, cılız ve önemsiz bir nokta.Onu acziyetten kurtaran amellerim, noktalıktan daha büyük hale getirmiyor.Ama gece gökyüzünde pırıl pırıl yanan küçük bir yıldız haline dönüşebiliyor.Başını kaldırıp gökyüzüne bakarsan yıldızlar sonsuz gibidir, ama içlerinden bazıları parıltılarıyla hemen dikkat çeker.İşte ameller bizi binlerce noktanın içinden hemen farkedilebilir hale getirir.Ben de bazen öyle belirgin halde, bazen de görülemeyecek kadar silik hissediyorum.

Birkaç yıldır, tek bir nokta olmaktan beni kurtaran bir avuç noktanın birleşerek kuvvetlendiği bir topluluk hissiyle daha güçlüyüm.Çizgi aynı çizgi, benden daha altı benden daha üstü de var.Ama çaresizlik ve acizlik hislerim daha az.Maddi hayat çizgimin konumu bana yeterli gelse de, manevi çizgimde üstümdekilere bakıp gıpta ediyorum.Manevi terakki için azimle çalışıyorum.Yine aşağıdakiler için elimden geleni yapmaya, az da olsa ilmimin zekakatını vermeye çalışıyorum.Yaratılış gayemde ne hikmetler var bilemem ama mutlaka vazifelerim, vesile olacağım şeyler olmalı, bunların peşindeyim.Tembellik ve gaflet yapımda var, ama bunları alışkanlık haline getirmemeye gayret ediyorum.

Nefsimle çok içli-dışlı olursam hedef sapmaları yaşıyorum.Onu dinleyecek olursam mutlu olmak zor, çünkü istekler asla son bulmuyor.Nefsim elimdekilerden tatmin olmuyor, hep daha fazla, daha da fazla istiyor.Kalbimi esir alıp, ruhsal mutluluğumu engellemeye çalışıyor. Beynimi esir alıp, ibadet sevgimi elimden almaya çalışıyor, beni insanlıktan çıkarmaya uğraşıyor.Ama bilmediği birşey var ki; ben yalnız değilim, maddi ve de manevi desteklerim var.Şükürler olsun ki, her geçen gün maneviyatımı güçlendirdiğim grup çalışmalarım var.Dünyevi lezzetleri; olursa olur, olmazsa boşver diyeceğim bir mesafeye çekmeye uğraşırken, uhrevi lezzetleri, olmazsa olmazım haline dönüştürmeye çalışıyorum.İnşallah bu yolda devam edebilirim.

Gaflet; her insanın olduğu gibi benim de yakamda. Kimi zaman teslim oluyorum.Teslim olduğum an farkına varıp uyanıyorum, ama zaman kaybettiğim için çok pişmanlık duyuyorum.Mutlaka bu da imtihanımızın gereği, her inişin bir çıkışı her çıkışın bir inişi oluyor.Rabbim gaflet çukurunda boğulmaktan muhafaza etsin.

Olacak diyorum kendime, yavaş yavaş düşmemeyi de öğreneceksin, yeter ki iste.Yalnızlık biz insanlara göre değil.Eğer manevi ilerleme çabasındaysak, mutlaka yardım almak zorundayız, destek olmadan olmuyor.El ele vermeden, bilgiler birleşmeden doğru bulunmuyor, zorluklar aşılmıyor.Rabbim herkese benim bulduğum gibi manevi doyuma ulaşabileceği dostlar ve yollar nasip etsin.

Yorumlar (4) »

ONLARA İHTİYACIM VAR

      İnsanın; insana, dosta, sırdaşa, bir cana ihtiyacı var.Yalnızlık asla bize göre değil.Acılar paylaşılınca azalıyor, mutluluklar paylaşılınca çoğalıyor.        Rabbime şükrediyorum,  bana her dönemimde, her anımda , her mekanda dostlar nasip etti.Çocukluğumda temelini attığım dostluklarım, araya yıllar girdiği, yollar girdiği halde, hala devam ediyor.Onbir yaşındayken arkadaşım olan insanlarla, bunca yıl sonra, taptaze hiç bozulmadan, taa içten yürekten bir bağlılıkla dostluğum devam edebiliyor.Edirne’de, İstanbul’da, Çorum’da, Ankara’da yaşayan candostlarım –  hiç doğmamış kız kardeşlerimle – yıllardır birşeyler paylaşabiliyorsam, bunun adı sevgidir, bunun adı dostluktur, bunun adı insanlıktır.

İnsanın insana ihtiyacı var, benim mutlaka ihtiyacım var, hava kadar, su kadar.Sevdiklerimden çok uzaktayım, ama biliyorum ki, sayıları az da olsa bana sahip olacak  kan bağım olan bir avuç akrabam, bir o kadar da gerçek dostum var.Bunu bilmek bana güç veriyor, bu anlatılamaz bir şey.İnsanın Allah’tan sonra dayanacağı insanlara bu kadar güvenmesi gerçekten şans.Ben şanslıyım çünkü, yetmiş dört yaşında yaşlı bir insan olduğu halde, bana azametli bir dağ kadar güven veren bir babam var.Hatırladığım en küçük yaşımdan bu güne kadar desteğini, gücünü hep hissettiğim bir baba.Bana hep güvenmiş, hep güven vermiş, hem kıskıvrak yakalayıp korumuş, hem gayet serbest bırakıp öz güvenle yetiştirmiş bir baba.Bu dengeyi öyle güzel korumuş ki… Ve; ellerinden hiç birşeyin kurtulamayacağını düşündüğüm abilerim.Biri; sabrın, tevekkülün, akl-ı selimin, dirayetin bir insandaki en mümtaz  misali.Diğeri; merhametin, cömertliğin, sevginin, duygusallığın hoşluğuyla yoğrulmuş sevgi abidesi, iki abim.Onları çok seviyorum, beni seven herkesi ben birkaç misli daha fazla seviyorum.Tek tek onları sayamam, ana yerine koyduğumu, abla bacı yerine koyduklarımı, hepsini Allah için seviyorum.

Urfa’yı seviyorum, buradaki dostlarımı da çok seviyorum.Farklı insanlarla tanışma imkanı buldum, bu dostluklardan çok şeyler öğrendim ama ailemi, sevdiklerimi ve İstanbul’u çok özledim.Rabbim hayırlısını nasibetsin ama ; inşallah çok geç olmadan sevdiklerimle aynı mekanda daha çok şeyleri paylaşarak yaşamak tekrar kısmet olur.Sevdiğim şehirde, sevdiklerimle, mutlu – sağlıklı bir ömür…AMİN

Yorumlar (6) »

Amcalar ve Teyzeler

-Anaa biede al!

-Bacı bacı çocuğan sahap ol, haa!

-İstiyem anaa!

Bakkal dükkanının içi bir anda karışmıştı.Çocuk şekerleri avuçluyor , annesi çocuğu zorla bu sevdadan ayırmaya çalışıyor, bakkalın yaşlı sahibi dağılan mallarının derdine düşmüş, çocuğu itmeye çalışıyordu.Bana da manzarayı seyredip , sonucunu beklemek kalıyordu.Ama bu küçük şehrin en belirgin özelliği olan yabancıya duyulan saygı , yine kendini gösterdi.Benim varlığımı farkeden dükkan sahibi “buyur hocam” diye ilgisini bana yöneltiverdi.

-Önemli değil siz halledin ben beklerim, dedim .Ama ;

-Estağfirullah hocam siz beklemeyin , söyleyin emriniz nedir?

İki ekmek biraz erzak alıp , parasını ödedim.

- Başka emriniz?

-Sağolun hayırlı işler.

-Başım gözüm üstüne, uğur ola.

Urfa’ya ilk geldiğim yıllar, esnafın bu lafları beni o kadar etkilemişti ki , kendimi şehre gelen ünlü biri gibi hissetmiştim.Burada gittiğim her işyeri sahibi bana “hocam” diye hitap  edince çocuklarım bile şaşırıp “anne bu amcalar seni öğretmen mi zannediyor?” demişlerdi.Zamanla bunun yabancıya saygı ifadesi olduğunu ,  okumuş insanı hemen anlayıp ona hoca yakıştırmasıyla saygı gösterdiklerini anladım.İnsanın gururunu okşayan bir davranış doğrusu.

İlk deka gittiğim bir mağazadan eşime takım elbise bakmış “sonra eşimle gelirim” deyince , “yorulmayın alın iki takım götürün evde deneyip beğensin” dediklerinde inanamamıştım.Ama beş kuruş ödemeden sadece isim yazdırıp takımlarla dükkandan çıkınca burası Türkiye’nin bir şehri mi diye şaşırmış kalmıştım.

Biribirleriyle selamlaşan yaşlı iki urfalı amcanın o yöresel ifadeleriyle :
- Vay Hacı Apo nassan?

-Ooo iyiyem ya sen ?

-Şükür.Var mı bir emrin isteğin , gelem mi senle?

-Allah razı olsun.Uğraram , çayın içerem bir gün.

- Başım gözüm üstüne Allah’a emanet , uğur ola.

Hiçbir şey yapma onları öyle dinle huzur dolar için.O amcalarımın bir de (yerel ağızla) avratları yani teyzelerim var ki , sormayın!Gri veya bej pardesülerinin üstünde siyah başörtüleri , gülen gözleri , tatlı dilleri seni adeta büyüler.Alışverişte veya başka bir yerde karşılaş bir selam ver , laf at bak daha neler oluyor?Kırk yıllık ahbab olurlar insanla.Hemen güvenir hemen sever hemen davet ederler.Nesilleri tükeniyor bu amcalarımın ve teyzelerimin.Yeni nesil hiç onlar gibi değil.Bunu gördükçe çok üzülüyorum ve tek tük devamı olur , diye ümit ediyorum.

İnşallah bu küçük şehirlerimiz bozulmasın.Büyük şehirlerin çivisi çıktı , bari buralar kaçıp sığınabileceğimiz yerler olarak kalsın.

Yorumlar (3) »

DİYAR-I HASRET

        Kıymetini bilemediğim ne çok şeye sahipmişim meğer.Güzel peygamberimizin buyurduğu ; ihtiyarlamadan gençliğin , hastalanmadan sağlığın kıymetini bilemediğimiz gibi , ben de elimdekilerin kıymetini bilememişim.

        Bu gurbet günlerim ne zaman biter, biter mi ? Bilemiyorum ama bana çok şey öğrettiği kesin.Yirmi yedi yıl İstanbul’da yaşarken , İstanbul hep vardı ve var olmaya devam edecek gibiydi.Fatih’te oturmak çok normaldi , canım sıkılınca Fatih Camii’ne gitmek , Yavuz Selim Camii’nin bahçesinden Haliç sahillerini seyretmek sıradan birşeydi.Arabalı vapurla Harem’e geçmek , gizli merdivenlerim dediğim  o dik merdivenlerden çıkıp , tepeden Harem’i – Üsküdar’ı seyretmek hiç de ulaşılmaz değildi.Hele hele her Ramazan evden çıkıp varmam 15 dk süren Hırka-i Şerif Camii’nde Hırka-i Saadet’i ziyaret etmek , iki rekat namaz kılıp , şöyle bir Ramazan alışverişi yapmak ne de kolaydı.Yürümeye başlayan çocuklarımı alıp anneme uğrayıp mutlu etmek ve Koyunbaba parkında onlara salıncak- kaydırak zevki tattırıp , Mesih Ali Paşa Camii’ne uğrayıp dinlenmek , beni anlamasalar bile onlara bu camide geçen Kur’an öğrenimimi uzun uzun anlatmak.Tekrar eve doğru yürürken Hırka-i Şerif İlkokulu’nun önünde “Bakın bu okul benim okulum , siz de inşallah bu okula gidersiniz”demek…Bütün bunları yaşadım mı , ben ?

         Sultan Ahmet Kitap Fuarı ben saatlerce dolaşırken ne kadarda sıradandı.Her yıl dolaşacaktım sanki , o kitaplar hep beni bekleyecekti ama olmadı.Şİmdi bütün bunlar ne kadar ulaşılmaz oldular benim için ve kaybedince ne kadar kıymetli…Rabbim tekrar nasip edecek mi bilmiyorum ama bir gün hasret diyarıma dönersem layıkıyla dolu dolu yaşayacağım o şehirde.Beşiktaş’ta Yahya Efendi’ye , Üsküdar’da Aziz Mahmut Hüdayi Hazretlerine , Eyüp İ.H.L.’li olarak Eyüp Sultan’a , Süleymaniye sabahlarına daha çok vakit ayıracağım.Yeterki Rabbim tekrar nasip etsin.

Yorumlar (2) »

ANACIĞIMA

23 Ocak 1998 yılında günlüğüme yazdığım bu yazıyı paylaşmak istedim.

             2.5 ay elime kalem almadım.Ne yazacak,ne konuşacak ve ne de düşünecek halim yoktu.İnançlı bir müslüman olmasam belki şu an yaşıyor bile olmazdım.Ama her müslüman gibi biliyorum ki bu dünya imtihan dünyası ve en zor  soruyla karşılaştım.Bunun altından kalkabildim.Bu dünyada yaşayan bütün insanlar içinde benim için en en en birinci  önemli varlık artık yok ve ben buna alışmak zorundayım.Bu ayrılık ergeç son bulacak ve biz (inşallah) ebedi alemde buluşacağız.İşte buna inanmak her şeyi hallediyor.Hep birlikte mutlu yaşamak çok güzel ama herşeyin  bir sonu var, olmak zorunda.Herşey bitmek zorunda, çünkü burası dünya, FANİ DÜNYA…Şimdi benim için önemli olan tek şey bu imtihanı başarıyla tamamlamak.Bu dünyada tek kıymetlim iki küçük emanet.Onlar benim herşeyim, yaşama sevincim.      

             Seni anneciğim seni sonsuza  dek kalbime gömdüm ve orada yaşayacaksın, hep özleyeceğim.Ve seni asla unutmayacağım canım annem.

             İşte 8 neredeyse 9 yıl önce böyle yazmışım.Annemi kaybettikten bir kaç ay sonra yazdığım şeyler aynen geçerli.Bu mübarek günlerde ruhuna El Fatiha.

Yorumlar (5) »

Başlıyoruz

13 yaşımdan beri günlük tutan biri olarak, ilk defa yazdıklarımı paylaşacağım.Urfa gurbetinde geçen bu 9.yılım her manada içimde biriken çok şey var.Biriktirdiklerimi yazıya dökebilecekmiyim bilmiyorum,ama paylaşılan her şeyin iyi manada çoğaldığını,acıda azaldığını biliyorum.İnşallah hayırlısı olur.Paylaşmak istediğimde ben hep burada olacağım.

Yorumlar (2) »